Röportaj


DERT BENDE, DERMAN SENDE!

Yaşam Koçu Mine Aydın ile Söyleşi

Mine Aydın’ı ilk olarak beş yıl önce banka müdürüyken tanımıştım. Çiçeklerle dolu odasında ağırlanmış, şık ve zarif fincanlarda kahve içmiştik. Sürekli gülümseyen yüzü, ekip arkadaşlarına olumlu yaklaşımı gözümden kaçmamıştı. Takdir edersiniz böyle insanlar her zaman karşınıza çıkmıyor. O enerjiyi hemen hissediyor ve hiç bırakmak istemiyorsunuz. Mine Aydın bundan iki yıl önce kendi isteği ile emekli oldu. Ve hep yapmak istediği bence kendisine çok yakışan bir işe girerek yaşam koçu oldu.

Peki, nasıl bir şeydir bu yaşam koçluğu? Yaşam koçu ile nasıl çalışılır? Hangi durumlarda danışılır? Ve daha aklıma gelen birçok sorunun yanıtını almak için Mine Hanımla bir araya geldik. Ordu’nun en keyifli ve nezih mekanlarından olan Gesto’da buluşarak sohbet ettik.

Bankacılık serüveninizin ardından Yaşam Koçluğu’na geçmek nasıl oldu, nasıl başladı?

İnsanlarla sohbet etmek çok hoşuma gidiyordu. Onları dinlemek, hayatta ki kötü giden şeylerini dinleyip, çözümler oluşturmak ve o anlık bile olsa unutturmak beni çok mutlu ediyordu. Bankacılık dönemimde ekip arkadaşlarımla yoğun bir şekilde çalışıyordum. Bilirsiniz bankacılar hedefli çalışırlar. Hedefi tutturmak gerçekten önemlidir. Ben hedeflerimi tuttururken bunu büyük bir motivasyonla ve rahatlıkla yapardım. İyi ve olumlu düşünmenin gücünü o dönemler keşfettim. Bu süre zarfında okuduğum kişisel gelişim kitapları da etkili olduğunu düşünüyorum. İnsanlara mutlulukla dokunmayı hep sevdim. Aldığım kararla emekli olmaya karar verdim ve yaşam koçu olmak için eğitimler almaya başladım.

Yaşam Koçluğu Eğitimleriniz nasıl geçti?

Yaşam koçluğu üzerine Türkiye’de eğitim veren iki büyük firma var. Ben de bu firmaların bir tanesinden Ankara, İstanbul ve Samsun’da eğitimler alarak sertifikalarımı tamamladım. Eğitimlerim de öncelikle kendime bir şeyler kattım ardından danışanlarıma yardımcı olmaya başladım.

Peki, danışanlarınız sizden ne bekliyor? Yani yaşam koçluğu nasıl yapılıyor?

Öncelikle insanların hayatına yön çizmiyorum, akıl da vermiyorum. Onları dinleyip kendilerini keşfetmelerine yardımcı oluyorum. Hayatlarında neyi değiştirirlerse daha mutlu olurlar? yada Neye takılmazlarsa daha iyi ilerler? Sorularına yaptığımız kaliteli sohbet ile çözüm bulmaya çalışıyorum. Bir sonraki görüşmemizde ise “Sizi rahatsız eden ya da tıkayan olayı değiştirdiniz mi? “Yada “Hayatınızdan çıkardınız mı?” Diye soruyorum. Eğer değiştirdiyse sonuçlarının neler olduğunu, değiştiremediyse kişiyi tıkayan ya da engelleyen konuları nasıl aşabileceğini konuşuyorum. Yaşadığımız her kötü olayın mutlaka bir sebepten yaşanması gerektiği için yaşandığını ve bunun bittiğinde o süreçte geçirdiğimiz dayanıklılığa göre bir ödülümüz olduğuna inanıyorum. Her şey yaratana inanmakla başlıyor.

Danışanlarıma daha kaliteli daha dengeli bir yaşam sürdürmesi için destek olmaya çalışıyorum. Burada farkındalık, motivasyon, denge, harekete geçmek, seçenekleri arttırmak, yoldaki engelleri kaldırmak ve arzu edilen sonuca ulaşmak gibi önemli adımlardan geçen kişi, hem hedeflerine kolaylıkla ulaşıyor hem de yaşam kalitesi yükseliyor.

Yaşam Koçu olarak daha çok hangi problemlerin çözümü için destek oluyorsunuz?

Aslında belirli bir konu yok, hayatının herhangi bir alanında sürekli aynı tekrarları yaşayan ve artık bu durumu değiştirmek isteyen kişilerle çalışıyorum. Bu bazen ilişkilerdeki memnuniyetsizlik, bazen kariyerindeki mutsuzluk bazen de özgüven eksikliği olabiliyor. Yani değişmek isteyen herkese destek olmaya çalışıyorum.

En zor olanı da kişilerin düşünce yapısının değişmesi değil mi? Bunu nasıl gerçekleştiriyorsunuz?

Kişiyi yaptığı hatalardan dolayı ya da aldığı kararlardan dolayı asla yargılamıyorum. Onları içtenlikle dinliyorum. Bu dinleme sırasında sorduğum sorular ve aldığı kararların sonuçlarını değerlendirdiğimizde kişi kendi yanlışını ya da hatasını kolaylıkla görebiliyor. Elbette burada dinlenilmek ve önemsenmek en önemli davranış şekli oluyor.

Yani kişinin farkındalığını arttırıp, çözümün de kendi içinde olduğunu mu gösteriyorsunuz?

Yaşamın içinde sorduğumuz her sorunun cevabı içimizde yanıtlanmayı bekliyor aslında. Bazen öylesine kayboluyoruz ki yaşamın döngüsünde, cevapları bulmak bir yana doğru soruları bile soramıyoruz kendimize. Geçmiş hesaplarından ve gelecek planlarından ‘şimdi’ de ‘daha iyisi nasıl olmalı?’ sorusunu sormayı unutuyoruz. Bir yaşam koçunuz olduğunda size ayna olur ve cevapları bildiğiniz soruları sorarak, kaybolduğunuz yolda size eşlik eder. Hedeflerime nasıl ulaşabilirim? Yaşam enerjimi nasıl doğru kullanabilirim? Zamanımı doğru kullanmayı nasıl öğrenebilirim? Sevmeyi ve sevilmeyi ilişkilerimde mutlu olmayı nasıl başarabilirim? Söz konusu çalışmalarla, bu ve benzeri soruların cevabını bulmak mümkündür.

Biraz da kişinin kendini değerli ve önemli hissetmesi de önemli değil mi?

Şöyle belirteyim. Kişi öncelikle kendini değerli görmeli. Ancak bu yanlış anlaşılmamalı. Kibirlenmemeli. Burada demek istediğim “Sen Allah’ın yarattığı en güzel varlıksın. Bu nedenle çok değerlisin” İkinci olarak sahip olduklarına bolca şükür etmeli. İnanmak ve inançlı olmak birçok sorunu çözüyor.

Yaşam Koçluğu ve psikologluk toplumda sıklıkla karıştırılan kavramlar. İkisinin arasındaki farkları neler?

Aslında bu çok basit bir fark; psikolojik bir rahatsızlığınız varsa psikologa gidersiniz, bakış açınızı değiştirmek, hedefler belirleyip hayallerinizi gerçekleştirmek, hayatınızda bir fark yaratmak isterseniz yaşam koçuna gidersiniz.

Yaşam koçluğu hizmeti ne kadar sürüyor?

7 Seans olarak veriyorum. Bu 7 seansın sonunda kişi değiştirmek istediği davranış ya da düşünce biçimini yüzde 70 oranında değiştirmesi gerekiyor. Gerek duyulursa seans bir süre daha uzatılabiliyor.

Mine Hanım artık başka kişilerinin mutsuzluğu ile mutlu olabilen güvensiz ve gittikçe de yalnızlaşan bireylerin oluşturduğu bir toplum var. Bu durumda nasıl olmamız gerekiyor?

Son zamanlarda benimde çok farkında olduğum bir konu bu. Ne yazık ki benim mutluluğum bir başka kişiyi mutsuz ederken, başıma gelen bir sorun bir başka kişiyi mutlu edebiliyor. Bu durum bir kişilik bozukluğu bence. Bir de toplumdaki yozlaşmayı da gösteriyor ne yazık ki… Kin, nefret ve öfke gibi duygulardan uzaklaşıp affetmek ve kabullenmeyi ne kadar çok hayatımıza sokarsak o kadar mutlu oluruz aslında. Biz insanlar hep hayatta bir iz bırakmak isteriz. Belki gelecek kuşaklara kalıcı bir eser bırakamazsınız ama çevrenizde şöyle bir izlenim bırakabilirsiniz. “Çok iyi bir insandı. Bugüne kadar kimse için kötü bir cümle kurmadı, kimseye de böyle bir şey için izin vermedi “ Düşünsenize sizin ardınızdan böylesine güzel konuşulduğunu. Çok değerli ve özel bir durum değil mi bu…Bence böyle güzel anılacak izler bırakın insanların hayatında…

Mine Hanım bir yaşam koçu olarak son olarak neler söylemek istersiniz?

Öncelikle değerli olduğunuzu bilin ve bol bol şükredin.

Affedin ve kimseyi kırmamaya çalışın. Bu dünyada ölüm diye bir şey var, çok geç olmadan kırdığınız kişinin kalbini yeniden kazanın. Hiçbir şey için geç değildir.

Sorununuz kimleyse gidip onunla konuşun. Dinlemesini de bilin. Kırıcı değil yapıcı olmaya çalışın.

Hayatınızdan olumsuz insanları çıkardığınız gibi olumsuz sözleri de çıkarın.

Gülümseme her kapıyı açar!

Tatlı ve yumuşak bir ses tonu sizi bambaşka bir insan yapacaktır.

Kimse yaptığı kötülüğün bedelini ödemeden bu dünyadan ayrılmıyor unutmayın!

Hayata her zaman güzel bakın!

Paylaş